Mustafa Keleşzade: “Seçim sonuçları Kıbrıslı Türkler nezdinde meşru değildir”

Kıbrıslı sosyalist parti Bağımsızlık Yolu’nun Parti Basın Yayın Sekreteri Mustafa Keleşzade, seçim sonuçlarının Kuzey Kıbrıs açısından önemli sonuçlar barındırdığını ve artık AKP’nin seçimlerin kazananı olduğu bir ada yarısında mücadeleye devam edeceklerini belirtip ekledi: “AKP, Kıbrıslı Türklerin iradesine müdahale açısından dışsal bir olguyu temsil etmekteydi ve içsel olarak tüm maddi imkânlarına ve sahip olduğu araçlara rağmen Kıbrıslı Türklerin siyasi iradesi üzerinde belirleyici olamamaktaydı. Bu sefer ise AKP kaybettirmek istediği siyasiye kaybettirmiş ve kazandırmak istediği siyasiye seçimleri kazandırmıştır.” Tatar’ın galibiyetinin olağanüstü müdahalelerle geçen bir haftanın ardından geldiğini vurgulayan Keleşzade, Türkiye’den dost ellerin desteği olmadan Kıbrıslı Türklerin güzel bir gelecek yönünde adım atmasının zor olduğuna dikkat çekiyor

Ali Ergin Demirhan 31 Ekim 2020 SÖYLEŞİSAYI 3

Kuzey Kıbrıs’ta 18 Ekim Pazar günü gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nin ikinci turunu Saray-AKP iktidarının müdahalesiyle Ersin Tatar kazandı.

Bu süreçte iktidar, Tatar’a açıktan verdiği desteğin yanı sıra, Tatar’ın rakibi Mustafa Akıncı’nın tehdit edildiği, Akıncı’yı destekleyecek çevreler üzerinde de sıra dışı baskıların uygulandığı bir ortam yarattı.

Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı Seçimi’ni ve sonuçlarının yankılarını, ayrıca Kuzey Kıbrıslı devrimcilerin bundan sonraki mücadelesini ve Türkiye muhalefetinden beklentilerini, Kıbrıslı sosyalist parti Bağımsızlık Yolu’nun Parti Basın Yayın Sekreteri Mustafa Keleşzade ile konuştuk.

AKP-MHP ittifakının 2015’ten bu yana Türkiye’de uygulamaya koyduğu milliyetçi histeriye dayalı düşmanlaştırıcı siyaset tarzının hiçbir zaman Kıbrıs’ın kuzeyinde egemen olamadığını hatırlatan Keleşzade, bu anlayışın ilk kez bir zafer elde edebildiğini belirterek “Şüphesiz bu seçim sonuçları Kıbrıslı Türk halkı nezdinden meşru bir sonuç değildir. Hatta UBP’li olduğu için Tatar’a oy vermiş kesimler içinde dahi AKP desteği ile seçilen Tatar’ın meşruluğu yoktur” diyor.

“Seçimleri tek mücadele ve değişim aracı olarak görmüyoruz”

İlk tur seçimlerinin ardından ikinci turda Mustafa Akıncı’nın seçimleri kazanacağı üzerine bir beklenti oluşmuştu. Bir yandan da Türkiye’de Ersin Tatar’ı destekleyen çevreler kendilerinden çok emindi. Akıncı’yı destekleyen sosyalist bir parti olarak siz ne bekliyordunuz, beklentinizin sonuçlarla kıyaslanınca ne söylenebilir?

Bağımsızlık Yolu olarak Mustafa Akıncı’ya destek açıklamamızı yayımladığımız metinde de vurguladığımız üzere Mustafa Akıncı bir sosyalist değil, sosyal demokrattı. Zaten kendisinin de 45 senelik siyaset yaşamında hiçbir zaman bundan farklı bir iddiası olmadı. Bizleri Mustafa Akıncı’ya desteklemeye ve seçim sürecinde aktif bir çalışma yapmaya iten iki temel nokta oldu: Kendisinin Kıbrıslı Türk halkının kendi geleceğini belirlemede özne olduğuna dair yaptığı irade vurgusu ve Kıbrıs’ta halkların eşit özne olacağı çözüm olan federasyonun tek geçer çözüm olduğuna yaptığı vurgular. Seçim sürecinin başlaması ve safların netleşmesi ile birlikte ise AKP destekli aday Ersin Tatar’ın Kıbrıslı Türklerin iradesini ve kurumlarını hiçe sayan tavırları ve çözümsüzlük yönünde attığı Maraş benzeri adımlar bu noktalarda aldığımız tavrın doğruluğunu göstermiş, ayrıca süreç içerisinde Tatar’ın tarikatlarla kurduğu bağlar ve Akıncı’nın buna karşı net duruşu gericiliğe karşı laiklik noktasını da desteğin temel bir unsuru haline getirmiştir. Seçim süresince adeta sosyal demokratlığın sınırlarını zorlayacak şekilde duruşundan hiç taviz vermemesi de bizler açısından destek kararımızın doğruluğunu göstermiştir.

Bağımsızlık Yolu olarak seçimleri tek mücadele ve değişim aracı olarak görmemekteyiz. Seçim, diğer tüm alanlarda olduğu gibi bizim için sözümüzü yaymak, halkın yararına kazanımlar elde etmek ve mücadele içinde mevzi edinmek için bir araçtır. Her alan mücadelesi, her eylem süreci kazanma ile sonuçlanmayacağı gibi seçimlerde de kaybetmek her zaman hesaba katılan bir olasılıktır. Önemli olan seçim süreçlerini ve sonuçlarını daha iyi bir mücadeleyi her alanda yaratabilmek için değerlendirebilmek ve daha iyi yenileceğimiz ve en sonunda da kazanabileceğimiz noktaya gelmek için kullanabilmektir.

“Bir haftalık dönemde görülmemiş gelişmeler yaşandı”

Seçim sürecinin birinci turu bittiğinde elde edilen istatistiki sonuç yani Akıncı’nın yüzde 29, Tatar’ın yüzde 31 oy aldığı tablo geçmiş deneyimler ve oluşan oy dengeleri ışığında Akıncı’nın seçimleri kazanacağını göstermekteydi. Şöyle ki, Mustafa Akıncı’nın oyu ile diğer federalist aday Tufan Erhurman’ın oyları toplamı yüzde 50’yi geçmekteydi ve seçimden hemen önce Ersin Tatar’la Maraş adımı sonrası hükümeti bozan Halkın Partisi destekli aday Kudret Özersay ve seçimlere müdahaleye karşı bir duruş sergileyip, irade vurgusu yapan Demokrat Parti destekli bağımsız aday Serdar Denktaş’ın oy tabanından da Akıncı’ya kaymalar olacağı görülmekteydi. Buna benzer şekilde sonuçlanan 2015 ilk turunun ardından Mustafa Akıncı ikinci turda yüzde 60 oy alarak seçilmişti. Fakat bu sefer öyle olmadı. İkinci tura kadar geçen bir haftalık dönemde tarihimizde hiç görülmemiş gelişmeler yaşandı ve matematiksel olarak da beklenmeyecek bir şekilde seçimlere katılımın ilk tura oranla yüzde 20’ye yakın (yüzde 58 katılımdan, yüzde 67’ye), çoğunlukla Ersin Tatar lehine arttı ve Ersin Tatar cumhurbaşkanı seçtirildi.

“Bu siyasal zemini görmemiz fakat buna boyun eğmememiz gerekiyor”

Bu seçim sonuçlarının Kıbrıs siyasetinde niteliksel bir değişim anlamına geldiğini, yeni bir dönem açtığını söyleyebilir miyiz?

Bu seçim sonuçları Kıbrıs’ın kuzeyi açısından önemli sonuçlar barındırıyor. Öncelikle artık AKP’nin seçimlerin kazananı olduğu bir ada yarısında mücadeleye devam edeceğiz. 2005’ten bu yana özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP destekli adaylar hep seçimleri kaybetmişti. Yani AKP Kıbrıslı Türklerin iradesine müdahale açısından dışsal bir olguyu temsil etmekteydi ve içsel olarak tüm maddi imkânları ve sahip olduğu araçlara rağmen Kıbrıslı Türklerin siyasi iradesi üzerinde belirleyici olamamaktaydı. Bu sefer ise AKP kaybettirmek istediği siyasiye kaybettirmiş ve kazandırmak istediği siyasiye seçimleri kazandırmıştır. Ayrıca AKP-MHP iktidarının 2015’ten bu yana Türkiye’de uygulamaya koyduğu milliyetçi histeriye dayalı düşmanlaştırıcı siyaset tarzı hiçbir zaman Kıbrıs’ın kuzeyinde egemen olamamıştı. Geçmişte bu tarzı egemen kılmak için girişimler olmuş, fakat halkın yoğun tepkisi sonucu başarıya ulaşamamıştı. 2018 yılında Tayyip Erdoğan’ın hedef göstermesi sonucunda Afrika Gazetesi’ne yönelik gerçekleşen ve Meclis’e de yönelen saldırılar bu anlayışı egemen kılmak için en somut girişimdi. Fakat halkın çeşitli siyasal kesimlerinden onbinlerce kişinin saldırının ardından sokağa çıkması bu siyasi zeminin önüne geçmişti. İlk kez bu anlayış Kıbrıs’ın kuzeyinde bir zafer elde etmiş durumda. Zaten geçtiğimiz günlerde Afrika Gazetesi’ne yönelik saldırıda yer almış olan ve halkın tepkisi sonucu hapse de giren bir saldırgan seçim sonuçlarını “rövanş” olarak gördüğünü kendisi de ifade etti. Kıbrıs’ın kuzeyinde mücadele eden devrimciler olarak bu siyasal zemini görmemiz fakat buna boyun eğmememiz gerekiyor.

“Müdahale, sonuçlarda ciddi bir değişim yarattı”

Bir yandan AKP iktidarının müdahalesinin Tatar’a katkısından bir yandan da aynı müdahalenin ters tepki yaratarak Akıncı’ya yaptığı katkıdan söz ediliyordu, sonuç olarak Tatar kazandı, neden ilki ikincisine baskın geldi?

Aslında ilkinin ikincisine baskın geldiğini söylemek seçimin birinci turu ile ikinci turu döneminde değişen müdahale tarzını görmemizi engelleyeceğinden pek de doğru bir tanım olmayacaktır. Seçimin birinci turunda Tayyip Erdoğan medyası, Aktrolleri ve finansal gücü ile seçimlere Akıncı aleyhine, Tatar lehine müdahale etmişti. Tatar, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçim yasaklarının olduğu ve törenin spesifik olarak yasaklandığına dair YSK’nin bildiri yayımlandığı dönemde patlamış olan su borusunun tamirinin açılışını yaptı ve orada pek bir doğruluk payı da olmayan Maraş’ın açılması ile ilgili “müjdeyi” verdi. Seçimlere günler kala sosyal yardım adı altında doğrudan TC Büyükelçiliği’nden hesaplara paralar yatırıldı. Kıbrıslı Türk halkının seçilmiş lideri Akıncı’ya Türkiye medyasında ve Aktroller eli ile edilmemiş hakaret bırakılmadı. Hatta Kıbrıs’taki TC Büyükelçiliği personeli ve kadrosu, AKP ve MHP milletvekillerini de peşlerine takarak köy köy seçim çalışmalarında bulundu. Bu müdahaleler özellikle sol kesimlerde Akıncı etrafında bir kenetlenme, Tatar’ın partisi Ulusal Birlik Partisi (UBP) tabanı da dahil sağ tabanda ise bir gevşeme durumu yarattı. Mustafa Akıncı 2015 seçimlerine göre oy oranını yüzde 2 arttırarak yüzde 27’den yüzde 29’a çıktı. Ersin Tatar’ın oyu ise partisinin bir önceki dönem adayı olan Derviş Eroğlu’na oranla yüzde 29’dan 31’e çıktı. Aynı artış gibi görünse de 2018’de gerçekleşen seçimlerde Ersin Tatar’ın partisinin yüzde 35,61 oy aldığını ve hâlihazırda hükümetin büyük ortağı olduğunu da hesapa katmak gerekiyor. Yani partisinin son seçimlerine göre Tatar oylarını yüzde 4 düşürmüş durumdaydı. Yani durum pek de parlak sayılmamaktaydı. Fakat son hafta AKP’nin müdahale karakteristiğinde yaşanan değişim sonuçlarda ciddi bir değişim yaratmıştır.

Kumar sermayesi, büyük üniversite patronları, sermaye grupları, iş insanları…

İki seçim arasında geçen bir haftalık sürede ne oldu?

Son haftada müdahalenin karakteristiği boyut atlamış ve işin içine tehditler ve sermaye işbirlikçiliği dâhil edilmiştir. Fakat daha da önemlisi ikinci turda UBP’nin örgütsel gücü, AKP-MHP’nin finansal ve algısal desteği ile birleşerek toplumun sürdürülebilir yoksulluğa mahkûm edilmiş göçmen kesimlerinin Tatar lehine sandığa gitmesini sağlamıştır.

Birinci tur öncesi müdahaleleri ters teptiği açık olan Tayyip Erdoğan ve şürekâsı, seçimin ikinci turuna giderken Akıncı’ya yönelik hakaretlerin dozunu azaltıp “Kıbrıslı Türklerin iradesine saygılı olmakla beraber Tatar seçilse iyi olur” minvalinde açıklamalar yapmaya başlamıştır. Doğrudan dış müdahale yerine, Türkiye iktidar bloğunun çeşitli kademelerindeki bürokratlar, eski bakanından yeni bakanına siyasiler, Kıbrıs’ın kuzeyindeki başta kumar sermayesi ve büyük üniversite patronları olmak üzere kendilerine bağımlı sermaye gruplarını destek açıklamaya ve Tatar lehine açıklama yapmaya zorlamıştır. Kumarhaneciler Birliği Türkiye ile iyi ilişkilere oy verin cümlesini içeren açıklama yapmış, Türkiye’nin en zenginleri listesindeki Yakın Doğu İşletmeleri patronu Suat Günsel, Tatar’a destek yönünde bir açıklama yapmış ve çalışanlarına bu açıklamayı paylaşmamanın yaptırımları olacağı yönünde tehditte bulunmuştur. Seçimlerde Tatar’a destek açıklamak özellikle kirli işlere adı karışmış sermaye grupları ve iş insanları için adeta AKP’ye biat eylemi haline dönüştürülmüştür. Bu işyerlerinde çalışan ve Akıncı destekçisi olduğu bilinen emekçiler ise üstleri tarafından tehditlere maruz kalmıştır. Boyun eğmeyenler sürgün yemiş, işten atılmıştır.

Bu da yetmezmiş gibi Demokrat Parti kurucu başkanı ve bu seçimlerde Demokrat Parti destekli bağımsız aday olup Türkiye’nin müdahalelerine karşı ses çıkaran Rauf Raif Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş seçimlerin ardından “onurlu duruşumdan taviz vermeyeceğim” tarzı bir açıklama ile kurucusu ve milletvekili olduğu partisi Demokrat Parti’den istifa etmiş, ardındansa Demokrat Parti, Ersin Tatar’a destek açıklamıştır. Bu dönemde özellikle seçimlerin ilk turunda kendi adaylarını destekleyen Demokrat Parti ve Halkın Partisi kadrolarına yönelik Türkiye’den “derinden” tehditlerin geldiği iddiaları yaygın olarak ortaya atılmıştır.

“Tatar’ın meşruluğu yok”

Tüm bunlardan da önemlisi ve yüzde 48,5’e, 51,5’lik sonucu yaratan ise ikinci turda seçimlerde yaşanan yüzde 20’lik katılım artışıdır. Katılım artışı ada genelinde yaşanmış, fakat özellikle belli bölgelerde belirgin ve Tatar’a dönük artmıştır. Başkent Lefkoşa’da, Omorfo (Güzelyurt) ve Lefke bölgelerinde Akıncı ikinci turda seçimi ilk sırada tamamlamış. Girne’de neredeyse oylar eşit çıkmıştır. Tatar ise seçimleri iki bölgede aldığı oylarla kazanmıştır; İskele ve Mağusa bölgeleri. Bunlar arasında özellikle İskele’de yüzde 70’e 30 çıkan sonuçlar Tatar’ı yüzde 51,5’e taşımıştır. Mağusa’da ise yüzde 57’ye 43 çıkan seçim sonuçlarında Tatar’ın oylarının Maraş ve Derinya bölgelerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Bu bölgelerin ortak yönü ise toplumun “sadakaya” dayalı sürdürülebilir bir yoksulluğa mahkûm edildiği, Türkiye kökenli Kıbrıslı Türklerin yaşadığı bölgeler olmasıdır. Çıkan bu oranlar bazı kesimlerde Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türkiye’den “taşıma nüfusun” Kıbrıslı Türklerin iradesini “gasp ettiği” yanılgısını yaratmıştır. Bu iddia doğru olsaydı seçimin ilk turunda da matematiksel olarak benzeri bir sonuç çıkar ve ikinci tur sonucu sürpriz bir sonuç olmaktan çıkardı. Bu bölgede Türkiye’nin manipülasyonlarına gelmeyen, Tatar’ın düşmanlaştırıcı çizgisini benimsemeyen fakat bu seçim Akıncı’da temsil edilen daha güzel bir gelecek hayalini de paylaşamayan bir kesim vardır. Burada ilk turda Tayyip Erdoğan’ın açık işaretine, köy köy gezen TC bürokratları ve milletvekillerine rağmen sandığa gitmeyen, ikinci turda ise başka bir gerekçeyle sandığa giden bir kesim gözlemleniyor. İkinci turda, bugün neredeyse UBP kadrolarının da övünerek kabul ettiği üzere sandığa gitmeyen seçmen üzerine ev ev çalışma yapılıp oy başı 2-3 bin TL’den para dağıtılmış, bu şekilde “ikna edilemeyen” seçmen ise işi, aşı ve hatta vatandaşlığı ile tehdit edilerek oyu belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca bu bölgelerde diğer bir etken ise, 1. tur seçimlerinin gerçekleştiği akşam Derinya bölgesinde Yunanistan’da suç örgütü ilan edilen Altın Şafak bağlantılı paramiliter ELAM örgütünün Kıbrıs’ın güneyindeki barikatı Rum polisinin müdahalesi olmaksızın aşıp, kuzeydeki barikat noktasına kadar gelip yangın çıkarmasıdır. Bu saldırı Maraş’ın kapalı olan bölümününü Türk tarafı denetiminde açılması bahane gösterilerek yapılmıştır. Burada milliyetçiler ve faşistlerin, çözümsüzlük taraftarlarının muazzam bir işbirliği söz konusu olmuş, AKP tüm müdahalelerine rağmen Kıbrıs’ın kuzeyinde yaratamadığı milliyetçi histeriyi sınırlı bir çevrede kısa ama kendisi için yeterli bir süre için yaratmayı başarmıştır.

Müdahale nedeniyle sonuçları kabul etmediğini söyleyen sendikaların bir açıklaması oldu. Bu tepkinin somut bir karşılığı var mı?

Sendikal Platform’un açıklaması halkın ve halkın örgütlerinin büyük çoğunluğunun müdahalelerle yaratılan seçim sonuçlarına yönelik tepkisinin bir yansımasıdır. Şüphesiz bu seçim sonuçları Kıbrıslı Türk halkı nezdinden meşru bir sonuç değildir. Hatta UBP’li olduğu için Tatar’a oy vermiş kesimler içinde dahi AKP desteği ile seçilen Tatar’ın meşruluğu yoktur.

“Seçim süreci biz Kıbrıslı Türk devrimciler için öğretici oldu”

Kıbrıslı Türk devrimciler olarak sizin bu yenilgiden çıkardığınız ders nedir?

Seçim süreci, halkımıza yönelik AKP-MHP saldırganlığını gözler önüne sermiştir. Kıbrıslı Türk halkının direnişi Türkiye iktidarının elinde ne varsa sahaya sürmesine sebebiyet vermiştir. 80 milyonluk Türkiye’de algıyı yönetmek için kullanılan medyasından, Aktrollerinden, seçim ve strateji ekiplerine, baskı araçlarına, dağıtılan paralarına kadar 100 bin seçmenin oy kullandığı bir ada yarısı için seferber edilmiş ve tüm bu saydıklarımın sonucu yüzde 51’i bulabilmiştir. Seçim süreci biz Kıbrıslı Türk devrimciler için öğretici olmuş, ileride devrimci mücadele yükseldiğinde mücadeleyi bastırmak için kullanılacak araçlar daha bir görünür kılınmıştır. Aynı zamanda zaaflarımız da görünür olmuştur. Parti olarak son kurultayımızda “Kimlik Değil Sınıf Mücadelesi” demiş ve kimliğe değil sınıfa dayalı bir kutuplaşmanın ihtiyaç olduğunu vurgulamıştık. Bu seçimde AKP Kıbrıslı Türkleri yerli-göçmen, Türkiye’yi sevenler-Türkiye’yi sevmeyenler ve benzeri şekillerde kimliksel kutuplaşmalara itmeye çalışmış ve belli ölçüde başarılı olmuştur. Halkın gündelik sorunlarına yoğunlaşan ekonomik krize karşı servet vergisi, işyerinde siyasi iradeyi dahi ortadan kaldıran güvencesizliğe karşı özel sektöre sendika, göçmenleri siyasi iradenin insafına bırakan vatandaşlık uygulamalarına karşı adil bir vatadaşlık yasası, gericiliğe karşı bilim ve laikliğe, savaşa karşı barışa dayalı bir mücadele anlayışını yerleştirmek sürdürülebilir yoksulluğun egemen kılındığı bölgelerde örgütlenip hiçbir gelecek tahayyülünde kendisine yer bulamayan kesimlerin sesi olup ortak bir gelecek tahayyülünü paylaşmak biz Kıbrıslı Türk devrimcilere düşen görevdir.

Son olarak Kıbrıslı Türklerin güzel bir gelecek inşa etmesi yönünde adım atması 80 milyonluk bir Türkiye’de kafamızda boza pişirmeye yeminli bir iktidarın manüplasyonları kendi halkı üzerinde başarılı olduğu ve bu politikaları genel onay aldığı sürece oldukça zordur. Bu nedenle Türkiye’den ilericilerin, sosyalistlerin, devrimcilerin yani dost ellerin Kıbrıslı Türklerin gerçeklerinin anlaşılması için omuz vermesi hayati önemdedir.

 

Sendika.Org'a Patreon'dan destek ol